Son birkaç ay bir proje kapsamında Trablusgarp Savaşı (1911-1912) üzerine epeyce ayrıntılı bir araştırma yapma imkânı buldum. Bilgilerim henüz tazeyken bu savaş ve Türk tarih yazıcılığı hakkında eleştirilerimi paylaşmak istiyorum.

Italy-Turks-war
Trablusgarp Savaşı (1911-1912)

Trablusgarp Savaşı, muhtemelen Mustafa Kemal Atatürk de orada bir dönem savaştığı için önemsenen, ama ayrıntılı bir araştırmaya girdiğinizde üzerinde yazılmış iyi eser bulmanın çok zor olduğu bir savaş. Gerek Türk kaynakları gerekse de İtalyan kaynakları buram buram milliyetçilik kokuyor. İngilizce eserler ise meselenin temel olarak daha iyi bilinen diplomatik kısmına eğilmişler. Askerî/stratejik meselelere dair de  Charles Stephenson tarafından yazılan A Box of Sand sanırım okumak için hem en yeni hem de en kapsamlı çalışmayı oluşturuyor.

Gelelim savaşla ilgili Türkçe kaynakların çoğunlukla söylediği ama gayet net biçimde öyle olmayan durumlara:

  • Bir avuç gönüllü subayın Trablusgarp’ta direniş başlatması: Bu bir avuç subayın içinde Enver (Bey), Mustafa Kemal (Bey), Ali Fethi (Bey) gibi Türk siyasî ve askerî tarihinin önemli şahsiyetleri var. Onların Libya’ya gitmesi savaşın gidişatı açısından oldukça önemli, ancak şunu belirtmek gerekiyor ki, onlar gitmeden evvel de Libya’da bir direniş başlamış durumda.
  • Savaşın üç temel komuta bölgesinin olması: Türkçe eserlerin çoğuna göre, bu komuta bölgeleri ise Trablusgarp, Bingazi ve Derne’dir. Genelkurmay Başkanlığı’nın yayınlarının bu temelde anlattığı savaşın, aslında iki temel komutanlık bölgesi bulunuyor: Trablusgarp ve Bingazi komutanlıkları. Zaten aslında, bugün modern Libya olarak bildiğimiz coğrafya o dönem, Trablusgarp Vilâyeti, Bingazi Sancağı ve iç bölgedeki Fizan bölgesi olarak bilinmektedir. Savaşın geçtiği bölge çoğunlukla Trablusgarp ve Bingazi bölgeleridir. Derne ise Bingazi Sancağı’nın sınırları içerisindedir. Türkçe kitapların ısrarla Derne’yi ayrı bir bölge ve komutanlık olarak gösterme çabası ise sanıyorum, Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün Derne’de savaşmış olmasından kaynaklanıyor. Resmi tarihteki Enver Paşa imajını ve Atatürk ile Enver Paşa arasındaki yer yer husumete varan ilişkiyi göz önüne aldığımızda, Türk tarihçilerin ve subayların Atatürk’ün savaştığı bölgeyi Enver Paşa’nın komutanlık yaptığı alanın bir parçası dışında tutma çabasını daha iyi anlayabiliriz.
  • Yerli halk ile (çoğunlukla Araplar ve Berberiler) harika bir uyum içinde savaşan Türk subayları: Bu ilişkinin aslında ne kadar sıkıntılı bir ilişki olduğunu anlamak için 19. yüzyıldan savaşa kadar geçen periyottaki Libya tarihine bakmak gerekir. Libya, Osmanlı İmparatorluğu’nun görünüşte bir parçası olmasına rağmen imparatorluğun varlığının minimal kaldığı bir bölge. Bölgede kabile reislerinin ve dini zaviyelerin sözü daha çok geçiyor. Özellikle iç bölgedeki Fizan’da bu durum daha da göze çarpıyor. Bu sebeple gerek vergi toplama, gerekse de askere alma gibi “modern devlet” araçlarına karşı büyük bir tepki var, bu tepkiyi de sık sık çıkan isyanlarda görebiliyoruz. Bu durum daha merkeziyetçi ve laik bir devlet yönetimi uygulamaya çalışan İttihat ve Terakki döneminde daha da problemli bir hâle geliyor. Savaş başladığında, “müslümanlık” çerçevesinde birleşen Arap kabileleri ve İttihatçı subayların arasındaki ilişki ise hiç de öyle düşündüğümüz gibi “vatan müdafaası” halinde değil. Kabileler savaş sırasında İtalyanların tekliflerine göre taraflarını sürekli bir biçimde gözden geçirirken, savaşmaktan kaçan kabileleri subaylar bazen zorla yerlerinde tutuyorlar. Aynı şekilde, subaylar son dönemde kabilelere paralarını ödeyemeyince, ordugâhtan kaçan asker ve kabileler de oluyor. Osmanlı subaylarının yerli halka bakış açısı ise savaşın dönemine ve gidişatına göre değişiyor. Ancak şunu söylemek mümkün ki, modernist bir bakış açısı hâkim.
  • İtalyanlar sadece kıyı bölgeleri işgal edebildiler, direnişi kırıp iç bögelere geçemediler, bu askerî açıdan büyük bir başarısızlıktır: Bu konu meseleye nereden baktığınıza göre değişir. İtalyan ordusunun etkinliği/etkisizliği meselesi sadece Trablusgarp Savaşı için değil, tüm 20. yüzyıl tarihi için tartışılabilir. Rakibinde olmayan çok etkin bir donanma, modern silahlar ve 35.000 kişi ile başlayıp bir sene içinde 100.000’i aşan bir güç ile savaşan İtalyan ordusunun tek hedefi elbette sadece kıyı şehirlerini işgal etmek değildi. Ancak gerçekten iyi bir savunma göstermiş Osmanlı ve yerel kuvvetlere karşı iç bölgelere geçemedi diye İtalyanları tamamen başarısız göstermek sorgulanabilir bir meseledir. Çünkü, bu açıdan baktığınızda, Osmanlı İmparatorluğu’nun Libya’daki hakimiyet bölgesi de sadece kıyı bölgelerde kalmış, iç bölgelere hiçbir zaman nüfuz edememiştir. Libya karasını bir tarafa bıraktığınızda ise, Çanakkale Boğazı’nın ve Beyrut Limanı’nın bombalanması, bugün hâlâ tartışılan Oniki Ada’nın işgali gibi meseleler de yine bu savaş sırasında gerçekleşmiştir. Yani kısaca, İtalyanların askerî başarısı da başarısızlığı da tartışılabilir bir meseledir.
Italians 1911
Trablusgarp Savaşı sırasında kullanılan uçaklardan biri.

Bu eleştirilerden sonra yazıyı bitirirken bu savaşın iki önemli özelliğini de belirtmek istiyorum. Birincisi, Trablusgarp, uçakların bombalama için kullanıldığı tarihteki ilk savaş özelliğini taşıyor. Osmanlılar da bu cihetle, tüfekle uçak vurup düşüren, başka bir deyişle uçaksavar kullanan tarihteki ilk millet oluyorlar. İkincisi ise, konvansiyonel metodların, gerilla taktikleri ile harmanlandığı bu savaş, son zamanlarda çokça kullanılan melez savaş (hybrid war) konseptinin bir öncülü olarak da nitelenebilir.

3 YORUMLAR

  1. Arastirmalarina ve kalemine saglik. Derne ile alakali tespitlerin, her konuda oldugu gibi tarihte de gercekten neler oldugunu tam anlayabilmek icin her kaynaktan faydalanmak gerektigi konusunda yanlis dusunmedigimi gosterdi bana. Konuyla alakali ana ve temel hatlar degismeyebilir ama en azindan bakis acisi genisler.

  2. Evet kesinlikle! Bir araştırma yaparken tek bir gelenekle sınırlı kalmamak birçok farklı şeyi de okuyucuya/araştırmacıya sunuyor. Ben şahsi olarak Atatürk’ün askeri ve siyasi karakterinin-yeteneğinin bir kayırmaya ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum. O bakımdan Derne komutanlığının aslında Bingazi komutası içinde olduğunu söylemem zor olmadı.

Yanıt Ver

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız